Kaygı her zaman düşmanınız değil
Güncellendi: 10 Eylül 2026
Görüşmelerde en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Şu kaygıdan tamamen kurtulmak istiyorum.” Anlaşılır bir istek. Kaygı yorucu, uykuyu bölüyor, kararları zorlaştırıyor. Ama tamamen ortadan kalkması, göründüğü kadar iyi bir hedef değil.
Kaygı temelde bir alarm sistemi. Sizi olası bir tehlikeye karşı hazırlıyor: dikkat artıyor, kalp hızlanıyor, beden harekete geçmeye hazır hâle geliyor. Bir sınavdan önce, önemli bir görüşmede ya da gece eve dönerken bu sistemin çalışıyor olması iyi bir şey. Sorun alarmın varlığı değil, hassasiyetinin bozulması.
Panik ve yaygın kaygı tablolarında olan tam olarak bu: alarm gerçek bir tehdit olmadığında da çalıyor, üstelik giderek daha düşük eşikte. Bir süre sonra kişi alarmın kendisinden korkmaya başlıyor — kalbi hızlandığında “yine mi başlıyor” diye düşünüyor ve bu düşünce alarmı yeniden tetikliyor. Döngü kendi kendini besliyor.
Bu yüzden çalışmanın hedefi kaygıyı sıfırlamak değil, eşiği yeniden ayarlamak oluyor. Bedende olan biteni tanımak, alarmı yanlış okumayı bırakmak ve kaçınmayla küçülen alanı kademeli olarak geri almak. Kaygı yerinde kalıyor — ama yeniden işini yapan bir alarm hâline geliyor, hayatı yöneten bir şey olmaktan çıkıyor.
Kendinizde bu döngüyü tanıdıysanız, bunun bir zayıflık işareti olmadığını bilin. Alarm sisteminin fazla hassaslaşması, uzun süre gerginlik altında kalmış herkesin başına gelebilecek bir şey. Üzerine çalışılabilir bir konu.